YARIŞMA SONUCU

AKADEMİSYEN KATEGORİSİ

1.ÖDÜL
Şehir Dediğin İnsandan Gayri Ne Ola ki ?

Erbatur Çavuşoğlu, Julia Strutz, Tim Devos
Dosyayı indirmek için tıklayın...

 

EŞDEĞER ÖDÜLLER
A-) Kartal yeni kent merkezinde toplumsal - ekonomik - ekolojik sürdürülebilirlik çervevesinde yerel ekonomik gelişmeyi sağlayıcı akıllı büyüme önerileri.

A. Erdem Erbaş
Dosyayı indirmek için tıklayın...

B-) Zanaat eksenli canlandırma modeli 'Kuyumculuk Mahallesi'

Ayşe Nur Ökten, Yiğit Evren, Aslı Kıyak İngin, Elif Müftüler, Halit Kandmir
Dosyayı indirmek için tıklayın...

C-) İstanbul tarihi kent merkezinin somut olmayan kültür mirası ile birlikte sürdürülmesi için bir öneri

Hıraç Arslanyan, Özlem Tuna, Şeyma Avutmuşlu

D-) İstanbul'un mavi koridorları: Su yolları ile geçmişten geleceğe

İnci Olgun, Bahar Aksel Enşici, Sinem Özgür, Serim Dinç, Deniz Başar, Seher Demet Yücel (Danışman), Sibel Kırca (Danışman), Meral Abaklıoğlu (Yardımcı), Meryem Ergün (Yardımcı), Hande Gür (Yardımcı), Geldi Hanov (Yardımcı) 
Dosyayı indirmek için tıklayın...

E-) Demokles'in kılıcı: Yerinde dönüşüm

Kerem Ekinci, Özge Dinç, Sercan Altan
Dosyayı indirmek için tıklayın...

ÖĞRENCİ KATEGORİSİ

EŞDEĞER ÖDÜLLER
A-) Servi İstanbul 'Biyosistem Mühendisliğ Tasarımları'

Azat Yalçın,
Dosyayı indirmek için tıklayın...

B-) Mimarlık ve Kamuoyu: Sosyal metropol

Emir Atakan Yılmaz, Deniz Hancı Oğlu
Dosyayı indirmek için tıklayın...

C-) Beşiktaş özneline metodolojik bir yaklaşım ve idealim eleştirisi

Emre Ekmekçiler
Dosyayı indirmek için tıklayın...

---------------------------------------------------------------



Hızla değişen bir metropol olan İstanbul, bu dinamik süreçte yer alacak akademik aklin ve yaratıcılığın desteğine gereksinim duyuyor ve açık bilgi paylaşımı ile farklı disiplinlerce üretilecek İstanbul tahayyülleri arıyor.

Tarih boyunca bir “dünya kenti” olan İstanbul, günümüzde de, dünya medyasının gündeminden düşmüyor; kente methiyeler düzülüyor: İstanbul, biraz da bu övgülerle, küresel dünya ile hızla entegre olmak yolunda, evrensel ilgiye ve kullanıma açılıyor. Artik, dünyanın en ünlü emlak geliştirme firması Trump ve “Tower”lari da İstanbul’da, çokuluslu emlak ticareti yapan dev gayrimenkul firmaları da. Dünyanın en ünlü tasarımcıları kente girip iş yapmaya çalışıyor. Frank Gehry, Zaha Hadid, Philippe Starck mutenalaşan şehrimizi teşrif ediyor, iş kovalıyorlar. İş böyle olunca, sürekli olarak kentin “pazarlanması”ndan, “marka değerinin yükseltilmesi”nden söz edilebiliyor. İstanbul bütün küresel kentler gibi, biri parlak diğeri karanlık iki yüzü olan bir kent haline geliyor. Kentin, fırsatlar kadar tehditler de içeren sürecine şahit oluyoruz. Bir yandan ilginç ve vaatkar, diğer yandan kaygı verici olarak yorumlanabilecek bu değişimle yüzleşmek kaçınılmaz görünüyor.

Son dönemlerde gözlemlediğimiz, yatırımcı ile karar alıcılar arasındaki uzlaşma kenti, hızla geri dönülmez biçimde dönüştürüyor. Bir taraftan eski merkezdeki, İstiklal Caddesi, Tarlabaşı, Sulukule gibi kültürel alanlar haritadan silinirken, diğer taraftan çevrede TOKİ destekli yeni beton banliyöler oluşuyor. Tüm bu dinamik süreçte bir planin olduğunu söyleyebilir miyiz? Evet plan var... Günde üç, yılda bin plan değişikliğine maruz kalan (1/100000 ölçekli) bir master planımız olduğunu biliyoruz.

Bu planın, bugün deneyimlediğimiz dinamikleri karşılayıp karşılamadığını yeterince tartışamadık. Bu plana önce, Mimarlar Odası ile Şehir Plancıları Odası farklı gerekçeler ileri sürerek itiraz ettiler. Sonuçta bu plan önce merkezi otorite tarafından delindi ve planı hazırlayanların tüm muhalefetine karşın, İstanbul için Üçüncü Boğaz Köprüsünün yapılmasına karar verildi.

Yine 2011 genel seçimlerinin kampanya sürecinde bu planın hiçe sayıldığına tekrar şahit olduk. Sadece plani değil, coğrafyayı da değiştirmeye odaklı “çılgın” projeler, İstanbul’un ve ulusal kalkınmanın bir aracı olarak sunuldu. Bu çerçevede, Kuzey İstanbul-Karadeniz Otoyolu ve diğer projelerin metropoliten ve bölgesel yapıya etkileri ve oluşturacağı yarar ve zararlar tartışılmaya değer. Bu projelerle dar bir coğrafyaya sikişmiş olan İstanbul’un sürdürülebilir doğal eşikleri aşması bir ihtimal ama, bu projelerin ulaşım sistemine ve diğer sistemlere nasıl bir etki yapacağı bilinmiyor ve araştırılmadı.

Günümüzde küresel ölçekte örgütlenen yeni tür bir metropoller ağı ile karşı karşıya olduğumuz biliniyor, ve bu ağda yer alan, çeşitli alanlarda uzmanlaşmış kentler artik “küresel kent” olarak tanımlanıyor. Bu tür kentlerin uluslararası etkiye açık olması yepyeni ilişkiler doğuruyor. Bu tür kentlerde, arsa değerlerinin artışı ve birçok başka nedenle kenti terk eden sanayinin yerini, yüksek teknolojili sektörler, büyüyen ve etkisi artan medya, iletişim, uluslararası ticaret ve finans firmaları alıyor. Onlara çeşitli hizmetler sunan reklam, muhasebe firmaları, fiziki mekân politikalarını ve kullanımlarını çözümleyen ve yönlendiren gayrimenkul sektörü hızla gelişiyor.

Buna paralel olarak, bilgi ve yüksek teknoloji devrimleri ile yeniden biçimlenen bu küresel metropollerde yepyeni yaşama biçimlerine gereksinim var ve iletişim, finans, ticaret, yüksek teknoloji yöneticileri ve uzman toplulukları, yani beyaz yakalılar kendilerine uygun mekanlar arayacaklar. Küresel kentler, yabancıların sadece turizm için değil yatırım, iş yapma ve çalışmak için de gittikçe daha fazla ilgisini çekiyor. Bu kentler, ayni zamanda uluslararası göçün çekim merkezi oluyor.

İstanbul’un kentsel rant artışlarının vergilendirilmemesinin de katkısıyla, sermaye biriktirmeye elverişli, küresel yatırımlar için cazip bir kent haline geldiği gözlenmektedir. Kentsel mekanının yeniden üretilmesine yönelik yoğun baskılar, vadi tabanlarına, sanayi alanlarına ve gecekondu alanlarına yönelmiş durumdadır.

Bu çerçevede, Basın Ekspres yolunda Ayamama deresi boyunda: 700 hektar, Kartal’da ve Maltepe’de: 650 hektar, Çekmeceler bölgesinde: 600 hektar, Haliç’ten içerilere doğru Cendere vadisinde: 200 hektar olmak üzere toplam, en az 5000 hektarlık bir alanla ilgili kararlar, Haliç, Kağıthane, Oto sanayi, Seyrantepe ve Kartal’daki yeni gelişmeler, Karadeniz kıyısında kilometrekarelere yayılan taş ve kum ocaklarının dönüştürülmesi gibi örnekler çoğaltılabilir.

Burada gündeme getirilmesi gereken bir başka süreç de gecekondu bölgelerinin görece “insancıl” çevrelerinin de tarihe karışmaya başlamasıdır. Gecekonduların yerlerine ne yapılacağı üzerinden bir tartışma da mutlaka sürdürülmelidir. Gecekondular, gecekondululara danışılmadan mi dönüştürülecek? Bu alanların yeniden düzenlenmesi için nasıl modeller geliştirilebilir? Bu alanların kaderi sadece TOKİ betonlaşması, ya da zengin kapalı siteleri olmak midir?

İstanbul’da yaşanan bir başka çelişki ise, kentin hem tarihsel, doğal, kültürel değerlerini koruyup klasik anlamda “turistik” kalması; hem de yeni tür biçimler, yapılar, markalarla ve çok farklı yeni yaşama biçimleriyle donanıp “küresel”liğe oynamasında yatmaktadır. Hakim olan “Koruyup sakınalım da pazara sunalım”cı turizm anlayışı ile “yeni yedi yıldızlı kule otellerle, kongre merkezleriyle donatalım da pazara sunalım” anlayışları birbiriyle çelişiyor, çatışıyor. Bu konuda turizmcilerin de kendi aralarında bir uzlaşmaya varabilmiş olduklarını söyleyemeyiz. İstanbul’da, bir yanda Kongre Vadisi adi verilen bir kent parçası uluslararası mega etkinlikler için hazırlanıyor, diğer yanda tarihsel merkez (Sur içi) kimi işlevlerinden, gereksiz yüklerinden arındırılarak bir “müze kent”e dönüştürülmeye çalışılıyor. Yine büyük hedefler doğrultusunda yürürlüğe konan bir “insansızlaştırma” projesi. Tarihi kentte turizm adina korunup dönüştürülen, bir anlamda “eski eserleştirilen” yapıların hali ise içler acısı…

Bütün bu süreçlerin özünde ayni dinamiğin varlığı okunabilir; İstanbul sadece insanından bağımsız olarak arazi değeri üzerinden düşünülen ve projelere açılan bir kent mi olacak?

Bugün yaşanan piyasaya bunca bağımlı bir hal, kısa dönemli ve parçacı düşünme biçimlerini etkili kılıyor. Bu dönüşümün sonucunda İstanbul’un sınıfsal haritasının değişeceği ve ayrımlaşacağı açık. Hal bu iken, İstanbul’un dünya üzerinde artan kültürel ve finansal önemini, burada yaşayanları, sinir tanımayan büyüme dinamiklerini ve kaybedilirse geri dönemeyecek ekolojik değerlerini ayni anda dikkate alan bir gelecek yaklaşımı kurgulanabilir mi? Bir başka deyişle, İstanbul’un küresel önemini düşürmeyecek ve bu şehirde yaşayanları mutlu edecek bir şehir tasarlanabilir mi?

Bu çelişkilerle dolu sürecin tek bir yanıtı olamayacağı, İstanbul için tek bir gelecek öngörüsünün kabul görmeyeceği de açık… Üzerinde tartışacağımız alternatif gelecek kurgularına ihtiyacımız var…

Bu alternatif gelecek kurguları için sosyal ve ekonomik gerçeklikleri de dikkate alan fiziksel tasarımlar kadar, daha demokratik karar alma süreçlerine ve kurumsal modellere ihtiyacımız var.

Ancak bu şekilde kentin geleceğine dair söz hakkimiz olduğunu söyleyebilir ve bize sorulmadan alınan kararların karşısına kendi alternatiflerimizle çıkabiliriz.

Söz sizlerde...